Çocuklar İçin İstanbul Sözleşmesi

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Dünya Şiddet ve Sağlık Raporu’nda şiddeti, “bir kişiye, gruba ya da bir başka kişiye veya bir topluluğa karşı yaralanma, ölüm, psikolojik zarar veya kötü gelişme ya da kayıpla sonuçlanan ya da sonuçlanması muhtemel olan fiziksel güç uygulanması, zorlama ve ya bunlar ile tehdit etme” olarak tanımlamıştır.

BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, çocuğun anne ve babasının yanında iken şiddet ve benzeri zarar verici deneyimlerden korunmasını sağlama görevini devlete verir (ÇHS md.19)

Türkiye’de 0-8 Yaş Çocuğa Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, bu araştırmada dikkate alınan çocukların %67’sinin aile fertleri arasında duygusal ve fiziksel şiddet uygulamasına tanıklık ettiklerini, %69,9’nun da ebeveyne yönelik fiziksel şiddete tanıklık ettiğini ortaya koymaktadır. Şiddete tanıklık da DSÖ tanımında ortaya konduğu üzere bir şiddete maruz kalma biçimidir ve çocuklar için zarar vericidir.

Bu nedenle çocuğa yönelik şiddetin önlenmesinin önemli bir parçası da çocuğun yaşadığı yerde her türlü şiddetin önlenmesidir. Bu bakımdan Avrupa Konseyi’nin bu konuya özgü Kadına Karşı Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesine Dair (İstanbul) Sözleşmesi, çocuk koruma hukukunun da önemli bir parçasını oluşturur. Sözleşme, önleme konusunda toplumsal farkındalığın arttırılmasından profesyonellerin eğitimine, önleyici müdahale ve tedavi programlarından, faillerin etkili biçimde cezalandırılmasını sağlamaya kadar bir dizi önlem alınmasını önermektedir.

Bir kimsenin yaşadığı yerde şiddete maruz kalması hem sebepleri hem de sonuçları açısından karmaşık bir olay. Bu nedenle önleme süreci de oldukça kapsamlı ve çok yönlü bir çalışmayı gerektiriyor. Sadece yardım çağrıları ve bu çağrıların yanıtlanması sürecinin düzenlenmesi bile çok yönlü bir dizi çalışmayı gerektiriyor. Bu yazının amacı da bu nitelikteki çalışmalardan bazılarını tanıtmak.

Tehlike değerlendirmesi: İstismara uğramış bir kadının öldürülme tehlikesinin düzeyini belirlemeye yardımcı olan bir araçtır. Jacquelyn Campbell (1986) tarafından kadınlar, barınak çalışanları, kolluk kuvvetleri ve diğer klinik uzmanların danışma ve içerik geçerliliği desteği ile geliştirilmiştir. Aracın iki bölümü vardır: Bir takvim ve 20 maddelik bir puanlama aracı. Takvim, fiziksel güç kullanılan eylemin şiddetini ve sıklığını değerlendirmeye yardımcı olur. Bu bölüm aynı zamanda, kadının bilincini arttırmanın ve kötüye kullanımın reddedilmesini ve en aza indirilmesini sağlamanın bir aracı olarak görülmektedir. Aynı zamanda bir takvim kullanmak, olayları doğru hatırlama olanağını arttırmaktadır. Kadından şiddet olaylarının meydana geldiği yaklaşık günleri işaretlemesi ve olayın ciddiyetini 1 ila 5 arasında (1 = tokat, itme, yaralanma ve / veya kalıcı ağrı; 5 = silah kullanımı, yaralar) sıralaması istenir. İkinci bölümde ise tehlikenin anlaşılması için yanıtları evet/hayır şekilde verilecek 20 soru yer almaktadır.

Şiddet hattı: Şiddet anında yardım talep etmek için oluşturulan bu hatların web sitelerinde mağdurların kendilerine ilk yardım yapabilmelerinden, çocuklarının güvenliğini nasıl sağlayacaklarına kadar hayatta kalmalarını sağlayacak ve doğru kararlar almaları için cesaretlerinin artmasını sağlayacak bilgilendirmeler de yapılmaktadır.

Bilgilendirme: Sadece şiddet anında nereye başvurulacağı ve adli sürecin nasıl işleyeceği hakkında değil, hayatın her alanına (çocuklar, evcil hayvanlar, tatilde şiddet,  dijital güvenlik vb.) ilişkin güvenliği sağlayıcı düzenlemelerin nasıl yapılacağı bilgisini veren kaynaklar da önleme hizmetleri içerisinde yer almaktadır. Bunlar delillerin toplanması için dikkat edilmesi gerekenler, duruşmada izlenen usul gibi teknik bilgileri de içermektedir. Bu amaçla kurulmuş sitelerden biri olan WomensLaw.org’un sloganı bu faaliyetin önemini anlatıyor: “Çünkü bilgi güçtür”

Ulusal Şiddet Verilerini Toplama ve Raporlama Sistemi: Güç olabilmesi için bilginin, veriye dayalı olarak üretilmesi gerekir. Bu nedenle şiddetle mücadele için şiddeti sebep, biçim, zaman vb. faktörlere göre anlamayı sağlayacak verileri toplayacak ve bunları analiz edecek bir sistem kurulması da önleme çalışmalarının önemli bir adımını oluşturmaktadır. Düzenli yapılacak araştırmalar şiddeti anlamaya çalışmak kadar önlemeye yönelik kurumsal hizmetlerin değerlendirmesini de içermelidir. Örneğin, Amerika’da görevi başında ölen polis memurlarının %22’sinin ev içi şiddet vakalarına müdahale sırasında gerçekleştiği rapor edilmiş. Polis memurlarının bu alanda uzmanlaşması için pek çok yerde aile içi şiddet vakalarına müdahale için ayrı birimler oluşturulmuş. Bu birimlerin mücadelede etkililiği de araştırmalar ile izlenmekte.

Profesyoneller için davranış kuralları benimsenmesi ve eğitimler: Bu çalışmalar sırasında, polis tarafından aile içi şiddet çağrılarının yüksek öncelikli veya hayatı tehdit eden bir durum olarak ele alınması ve yardım isteyen kişi talebinden vazgeçse dahi polisin müdahale etmesi ve polisin bu doğrultuda eğitilmesi prensip olarak belirlenmiştir.

Yapılan araştırmalarda, polise yapılan ihbarların önemli bir bölümünün aile içi şiddet vakalarına dair olmasına rağmen, şiddet vakalarının önemli bir kısmının bildirilmediği, örneğin tecavüz vakalarının 1/5’inin, kadına karşı şiddet vakalarının ise yarısına yakının bildirilmediği, tespit edilmiş. Bunda mağdurların olumsuz deneyimlerinin de bir payı olduğu düşünülmekte. Kendisi de aile içi şiddete maruz kalan bir polis memuru olan Mark Wynn polisin silah ve rozet taşımasının mağdurlar için daha önceki olumsuz deneyimleri nedeniyle yeterli güvence oluşturmadığını ve şiddeti geçici olarak engellediğini fark etmiş. Bunun üzerine polis memurluğundan ayrılarak, kurduğu ilk müdahale ekiplerine, savunuculara, klinisyenlere ve diğer profesyonellere çocuk istismarı, aile içi şiddet ve cinsel saldırı önleme ve müdahale konularında çok çeşitli eğitim ve teknik yardım hizmetleri sunmak üzere Wynn Danışmanlık isimli bir kuruluş oluşturmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir